İçeriğe geç
Hakan Ünlü - Çalışmalar
← Blog

Abstract Expressionism or Leftover Paint

Art about waste reduction reduces waste

The Abstract Expressionism or Leftover Paint serisi kasıtlı bir sanatsal arayış olarak değil, pratik bir çözüm olarak başladı. 2017’de akrilikler ile çalışmaya başladığımda, en büyük avantajlarının — hızlı kuruma — aynı zamanda en büyük sıkıntı kaynağı olduğunu çabucak öğrendim. Her oturumun ardından palette kalan boya birkaç dakika içinde sertleşiyor ve iyi durumda boyaların israfa gitmesine tahammül edemiyordum. Bir seanstan sonra atmak yerine küçük bir tuval levha alıp palet bıçağıyla kalan boyayı yüzeye yaydım. Ne bir plan vardı, ne imge, ne de kompozisyon — sadece palette kalanları çöpe atmamak için ortaya çıkan bir dürtü. Birkaç seanstan sonra yüzey tamamen kaplandı ve şaşırtıcı biçimde, o tesadüfen ortaya çıkmış çalışma, renklerine yaşam veren diğer eserlerden — o pigmentlerin aslında karıştırıldığı tablolar — daha fazla ilgi ve takdir gördü.

O günden beri ne zaman çalışsam yanımda ayrı bir tuval ya da bazen birden fazla tuval bulunduruyorum. Oturum sona erdiğinde, palette kalanlarla bu tuvallere birkaç fırça darbesi veya renk lekesi ekliyorum. Zamanla bu lekeler birikiyor ve tuvali dolduruyor — diğer eserlerin, paletlerin ve ruh hallerinin sessiz tanıkları oluyorlar. Bitmiş Leftover Paint parçaları tek bir eylemle yaratılmıyor; birçok seansta biriken bir tortu halinde büyüyorlar. Diğer tablolarımla yan yana görüldüklerinde beklenmedik ilişkiler ortaya koyuyorlar: renklerin eserler arasında nasıl göç ettiğini izleyebilir, görünüşte alakasız iki tabloyu ortak bir pigment hattıyla bağlayabilirsiniz.

Bu serinin arkasındaki kavramsal soru beni büyülüyor. Karıştırdığım renkler her zaman kasıtlıdır — başka bir görüntüde işlev görmek üzere üretilirler — ama Leftover Paint tuvaline ulaştıklarında o özgün anlamlarını yitirir, yerine yeni bir anlam kazanırlar. Bazı izleyiciler bu soyut desenlerde kentsel manzaralar, kalabalıklar ya da tarlalar gördüklerini söyledi; oysa hiçbiri amaçlanmamıştı. Bu, görsel sistemimizin rastgeleliğe dahi düzen yerleştirme çabasını, yapı arayışını gösteriyor. Belki de soyut sanata olan merakımızın ve keyfimizin bir nedeni budur: aklın doğal olarak yaptığı şeyi — düzenlemek, hayal etmek ve tutarlılık bulmak — yapmasına izin verir.

Bu serinin önemli bir yönü de bu tabloların siparişle ya da talep üzerine üretilememesi. Varlıkları tamamen başka eserlerin üretilmesine bağlıdır. Hem tanık hem de pratiğimin ölçüsüdürler — çalışma günlerimin nabzını, yaratının yüzeyinin altında akan sessiz mücadeleleri izleyen gözlemciler gibidirler.

Serinin kökeni atığı azaltma isteğinin basitliğinde yatar ve istersek çeşitli kavramsal anlamlar sonradan yükleyebilelim de, en önemli mesajı atık azaltımı olarak kalır. Modern dünya anlamlı şekilde işleyebileceğimizden fazla fazlalık üretiyor ve stüdyoda bile boyanın bir malzeme kaynağı olduğunu unutmak kolay. Aksi halde kurumaya ve çöpe gitmeye aday olanı yeniden kullanmak, hem vicdani bir eylem hem de israfçılığa karşı küçük bir protestodur.

Serinin başlığı Abstract Expressionism çağrışımı yapabilir, ama bu akımla ilişkim daha çok ironiktir; kelimenin tam anlamıyla değil. Aslında bu tablolarda uyguladığım yöntem ifadeyi genişletmekten ziyade kısıtlar. Sadece palette kalanları kullanıyorum — başka bir amaç için seçilmiş renkleri — bunları yeniden karıştırma veya ayarlama özgürlüğü çok az. Yine de seanslar biriktikçe bu kısıtlama bir ölçüde çözülüyor, parçalar bir araya gelip bir bütün oluşturuyor ve tablo kendi sesi ya da ifadesini kazanıyor.

Bu serinin kalbinde sessiz bir paradoks var: bu işler geride kalanlardan yapılmış olmalarına rağmen bir tamamlanmışlık duygusu taşıyorlar. Sürecin, zamanın ve sürekliliğin kayıtlarıdırlar — geride kalanın da yeni bir forma kavuşabileceğinin hatırlatıcısı.